“Felsefe doğanın
pilotudur, insanı cennete
götürmek isterken cehenneme de sürükleyebilir.”
BERNARD SHAW
Bilimsel bilgi, gerçek ya da düşünsel dünyada var olanın sistemli ve düzenli
bilgisidir ve her bilgi türü kendi alanında farklı biçimlerde bir süje-obje
ilintisi oluşturur. Bu ilintinin her bilgi alanında farklılaşması da, var-
olanın kuramsal olarak çeşitli bölümlere ayrılmasına ve her bölümün ayrı bir
bilgi türüne konu olmasına yol açar. Örneğin, düşünsel var-olan olarak sayılar
arasındaki ilişkileri aritmetik; geçmişte olup-bitmiş ve yinelenme olanağı
bulunmayan olguları tarih; güzel ve güzelliği estetik; maddesel varlıklardaki
yüzeysel değişmeleri fizik; biyolojik organizmanın yapı ve işleyişini de
biyoloji gibi bilim dalları araştırır. İnsan düşüncesi bu bilim dallarının
verilerini birleştirip daha genel ve evrensel, kuşatıcı bir bilgi türüne
ulaşmayı amaçlayınca da felsefe doğar ve felsefe bilgisi, bu nedenle,
var-olanın ortak ve birleştirici niteliğini ortaya koyan, tüm var-olanı tek
bir bilginin konusu olarak ele alan bir uğraş olarak anlam kazanır.
Denebilir ki, insanın doğa ve evren karşısında duyduğu
şaşkınlık ve yaptığı açıklamalardan duyduğu kuşku, sürekli doğru ve kesin
bilgiye ulaşma çabasını kışkırtmış ve bu amaçla yapılan çalışmalar bilimleri
yaratmıştır. İnsan bilim sayesinde doğanın-yalnızca gözlenebilir olanın- kesin
ve değişmez yasalarına ulaşabilmiştir. Ancak, gözlem ve deneyi aşan ve bu
yüzden de bilimin ulaşamadığı konularda felsefe işe karışır, bu nedenle de
felsefe bilgisi, bilimin verileriyle yetinmeyen insanın yarattığı aşkın ve
kuşatıcı bir bilgi türü olarak karşımıza çıkar.
Karl Jaspers, “felsefe yapmak belli bir yolda olmaktır…”
diyor.Çünkü, felsefe sonu gelmeyen bir zihinsel çaba ve gerçeğe ulaşma yolunda
bitimsiz bir arayıştır. Felsefenin sorduğu soruya verdiği her yanıt yeni bir
soruya dönüşür ve gerçeğe ulaşma çabası böylece sürüp gider. Leon Brunswieg’in
de söylediği gibi, felsefe bilgisi “…henüz çözülmemiş sorunların bilgisidir…”
Aristo’ya göre, “…felsefe gereklidir, ya da gereksizdir,
derken bile insan felsefe yapmaktadır…” Descartes için “…felsefesiz yaşamak
gözü kapalı yaşamaktır”… Karl Jaspers ise felsefe bilgisine ilişkin şunları
söylüyor: “…felsefeden ya olağanüstü açıklamalar beklenir, ya da boş
düşüncelerle bir tutularak bir kenara atılır. Felsefeye ya alışılmamış bir
anlamlı insan emeği olarak korkuyla bakılır, ya da düş kurmalardan doğan can
sıkıcı konuşmalar diye yergi yağdırılır…” Pascal’a göre de “felsefeyle alay
etmek bile felsefe yapmaktır.” Bu durumda bize düşen, felsefenin ne olduğunu
–ya da ne olmadığını- tam olarak kavrayabilmek ve anlatabilmek için felsefe
bilgisinin belirleyici ve onu öteki bilgilerden ayırt edici özelliklerini
ortaya koymak olacaktır:
* Felsefe, insan düşüncesinin ilgi alanına giren her şeyi
konu edindiği için alanı çok geniş olan bir bilgi türüdür. Gerçekten, felsefe
bilgisi, inanın üst düzeyde etkinlikleri sayılan din, bilim, sanat, edebiyat,
tarih vb. alanlarının her birinin kavramsal düzeyde ve eleştirel biçimde ele
alınması ve irdelenmesinden doğmuştur. Bu nedenle, felsefe bilgisi, tüm bilgi
dallarını kuşatan, her bilgi dalının kavram ve ilkelerini belirleyip
açıklamaya çalışan aşkın (trancendent) bir uğraş olur. Böyle bir uğraşın
sonucu olarak da, bilime dayanan ve bilimin kavram ve ilkelerini açıklayan bir
“bilim felsefesi”; dini ve dinsel kavramları çözümlemeye çalışan bir “din
felsefesi”; sanat ve sanat eseriyle, güzel ve güzellik kavramlarıyla ilgilenen
bir “sanat felsefesi” ortaya çıkar.
** Felsefede önemli olan sorulardır. Çünkü, felsefeyi
yaratan, öncelikle, “evrenin temel ilkesi nedir?” “varlık nasıl var olmuştur?,
“varlığın var oluş amacı nedir?” gibi soruların sorulmasıdır. Ancak,
felsefenin sorduğu sorular kavramların anlamını değil, özünü açıklamaya
yönelik olan sorulardır. Örneğin, bur fizikçi “madde nedir” diye sorduğunda,
maddenin özelliklerini belirleyerek, maddenin kesin bir tanımına ulaşmaya
çalışır. Oysa felsefenin soruları, maddenin özüne, neden ve nasıl var olduğuna
ilişkin sorulardır. Bu sorulara verilen yanıtların bilimsel anlamda bir
kesinliği de yoktur. Her filozof kendi felsefe sistemi içinde bu sorulara
farklı yanıtlar verir verilen her yanıt beraberinde yeni bir soruyu da
getirir. İşte bu nedenle, ünlü Alman düşünür Immanuel Kant “…felsefe değil,
felsefe yapmak öğrenilir…” derken, felsefenin sorduğu sorulara verdiği
yanıtların çokluğunu da dile getirmektedir. Gerçekten, tarih boyunca
gelmiş-geçmiş birçok filozofun bir felsefi soruya verdiği çok sayıda
yanıtların tümünü bilme olanağı yoktur. Öyleyse, önemli olan, felsefe
tarihinde kendisine yer bulmuş olan filozofların tümünün görüşlerini tek tek
bilmek değil, bir felsefi soru sorabilmek, eleştirmek, soruya tutarlı bir
yanıt verebilmek, kısaca felsefe yapmaktır. Zaten, felsefenin yanıtlarında bir
kesinliğin bulunmayışı felsefe için bir zayıflık değildir. Çünkü, felsefede
sorulan her soru yeni yanıtlar ve yeni açıklamalar getirerek yeni tartışmalar
yaratır. Böylece, insanın bilgi ve kültür birikimi giderek zenginleşir.
*** Felsefe “insanın kendisinin bilinci”dir. Yani, felsefenin
temelinde insanın kendi aklını tanıması, kendi aklının olanaklarını bilmesi
vardır. Sokrates “kendini bil…” sözüyle, Kant “insan kendi aklının
olanaklarını tanımadan felsefe yapamaz…” yargısıyla bu gerçeği dile
getirmektedir. Buna göre, insan kendisinin yaratmadığı ve koşullarını
kendisinin oluşturmadığı dış dünyayı tanırken, kendi bilincinin de doğal ve
toplumsal koşullar tarafından biçimlendirildiğini fark eder ve “kendi
bilincine ulaşmak” için de çabalar. Bu çaba giderek onu bir “varlık bilinci”
ne götürecektir. Öyleyse, felsefe bilgisi, “insanın önce kendi bilincini sonra
varlığı tanıma süreci”dir. Bu süreç kuşku ve eleştiri yeteneğinin gelişmesiyle
sürer. İşte bu yüzden de felsefe bilgisinin temelinde kuşku ve eleştiri
vardır. Tartışılmadan ve eleştirilmeden kabul edilmesi istenen her türlü görüş
ve düşünce bir “dogma”dır. Felsefe ise dogmalara kapalıdır. Düşünce ve
tartışma özgürlüğünün olmadığı ortam ve koşullarda felsefe ağacı yeşermez.
**** Tek başına bir felsefe yoktur, çeşitli felsefeler ve
dünya görüşleri vardır. Zaten, felsefe demek bir dünya görüşü demektir ve
böyle bir tanım felsefenin salt bir bilgi, bir teorik etkinlik değil, bir
eylem ve yayam biçimi olduğunu da gösterir. Öyleyse, “insanın bir felsefesinin
olması” yalnızca dünyayı belirli bir biçimde kavraması değil, bu dünya
görüşünün biçimlendirdiği ahlaksal, ekonomik ve politik bir davranış
bütünlüğüne ulaşması demektir.
***** Felsefe bilgisi filozofa bağımlı (sübjektif) bir
bilgidir ve bilimsel bilgide olduğu gibi bir nesnellik taşımaz. Çünkü, doğayı
düzenleyen yasalar insandan ve insan bilincinden bağımsız olarak vardır. Bilim
adamı bu yasaları yalnızca öğrenir, düzenleyerek açıklar. Yani, bilimsel
yasaların varlığı bilim adamının varlığına bağlı değildir. Örneğin, Newton yer
çekimi yasasını bulmasaydı, yer çekimi yine var olacaktı. Oysa bir felsefi
görüş ve açıklama onu yaratan filozofa bağımlıdır ve filozofla birlikte
vardır. Yani, Platon “Devlet” isimli eseri yazmamış olsaydı, bu eser bir
başkası tarafından yazılmayacaktı. Bu nedenle felsefe bilgisi filozofa bağımlı
bir bilgi türüdür diyoruz. Ancak bu bağımlılık felsefe bilgisinin birleştirici
ve kuşatıcı bilgi olma özelliğini ortadan kaldırmaz.